Doğru zamanda, doğru yerde, içtenlikle, Reply 1988

Daha önce Reply 1997 ve Reply 1994′ü izlemiş, yazmıştım. Serinin sonuncusunu ise indirip bekletmekle meşguldüm.Başrolde Hyeri var diye elim gitmiyordu bir türlü. .İnternetin henüz bağlanmaması, çıkarıp izlememe yol açtı. Ahh, keşke daha önce izleseymişim, bu Reply hepsinden çok hoşuma gitti ve ayrıca herkeste olduğu gibi hiç de ikinci erkek  sendromuna kapılıp, üzülmedim, tam tersine kızın kiminle evleneceğini bilerek izledim ve her şeyi daha net görebildim. Yalnız 20 bölümlük bu seriyi   izlemeyenler ve spoilerdan hoşlanmayanlar bundan sonrasını okumasınlar, çünkü baştan aşağı spoiler yazacağım her şey.

Bir kere bu Reply dizisinin diğerlerinden farkı aile kavramına ve yardımlaşma, dostluk gibi kavramlara daha çok yer vermesiydi. Diğer ikisinde her ne kadar aileler de olsa, ağırlık gençlerdeydi. Burada gençler aileleri ve çevreleriyle birlikte ele alınmıştı. Küçük yaştan beri aynı mahallede büyüyen beş genç ve aileleri ele alınmıştı. Dolayısıyla karakterler daha oturmuş, kişiliklerin oluşmasına neden olan ortam daha net verilmişti.

Ben zaten dönem dizilerine bayılıyorum. Bu diziyi de itiraf edeyim bitirdim ama eşimle birlikte ağır ağır bir kez daha izliyorum. Özellikle dizinin geçtiği ortam, kullanılan eşyalar, alışkanlıklar, adetler çok ilgimi çekti. Yaşım icabı da durmaksızın bizdeki ortamla karşılaştırdım durdum. Gençler zaten benim çalıştığım yaş grubu olduğundan 1988 yılı da olsa çok tanıdıktı. Gençler , ergenler her çağda aynı, yalnızca ilgi alanları, kullandıkları alet edevat, gezme tozma mekanları değişiyor, yoksa tavırlar, davranışlar  hep tanıdık. Hele de lise dönemleri, sınavlar, öğretmenler, tembel teneke , sınıfın göz bebeği, eşek sıpaları durumları hep aynı hep aynı.

Başrol kız Hyeri. Evet bu kız rol yapamıyor, ama buradaki tembel, aklı bir karış havada Duk Sun  rolüyle çok da gözüme batmadı açıkçası. Halbuki Entertainer’da Ji Sung karşısında resmen sinir olmuştum kendisine. Anne ve babası her zaman olduğu gibi Sung Dong Il ve Lee Il Hwa. Bu seride Seoul Üniversitesi Matematik bölümünde okuyan eylemci, huysuz Sung Bo Ra adlı bir ablası ( Ryo Hye Young) ve Sung No Eul adında bir erkek kardeşi ( Choi Sung Won ) var. Ailecek bir bodrum katında yaşıyorlar ve dizinin neredeyse sonlarına kadar babalarının bir arkadaşının aldığı borç yüzünden maaşlarına haciz konmuş, acayip fakir bir aileler.

Duk Sun’un damat namzetlerinden Jung Hwan’ın ( Ryu Jun Yeol ) ailesi önce sitenin en fakir ailesiyken, sonra piyangodan para çıkmış ve ense kulak yerine gelmiş. Bu ailenin tümünü çok iyi oyuncuların oynaması dizinin başarılı olmasında çok büyük etkendi bence. Anne Ra Mi Ran, baba Kim Sung Kyun ki kendisi genç olup yaşlı görünen adamlar cinsindendir, o yüzden Ra Miran’ın eşini oynayabilmiş. ( Ra Miran 1975, Sung Kyun 80 doğumlu ) Ailenin büyük abisi Jung Bong’u  Ahn Jae Hoon oynuyor ki kendisi şu sıralar Fight For My Way’de ikinci çiftin erkeğini oynayıp, hepimizi sinir etmekle meşgul. Burada yedi kez üniversite sınavına girip kazanamayan, dersten başka her şeyle ilgili, şanslı Jung Bong’u oynuyor. Ben kendisini biraz bizim mandıra filozofuna benzettim nedense.

İkinci koca namzeti Taek rolünü oynayan Park Bo Gum. Annesi ölmüş Taek’in babasıyla birlikte yaşayan ileri zeka bir Go oyuncusu. Baduk deyince şimdiye kadar benim aklıma hep Misaeng‘teki rolüyle Siwan gelirdi, şimdi buna Park Bo Gum da eklendi. Bu Go oyuncuları resmen manyak, hayali fener gibi dolaşıyorlar. En basit işleri yapamaz, antisosyal tiplerken o oyunda harikalar yaratıyorlar. Bizim Taek’te her bir oyunda milyonları götürüyor, ama kahve makinesini çalıştırmak için fişe takamıyordu, hadi onu geçtim tabağındaki yiyecekleri alamıyordu da, neredeyse ağzına beslemek durumunda kalıyorlardı. Zaten zavallım saatler süre turnuvalarda, yemeden içmeden, uyumadan zaman geçiriyordu. O sevecen gözleriyle uykulu uykulu bakmaları çok fena kalbimi çaldı. Bu çocuk Prens rolünde de çok iyiydi Moonlight Drawn By the Clouds’ta. Ay yeniden bir dizide oynasa, çok özledim.

Duk Sun dizinin başında birlikte büyüdüğü dört gençten Sun Woo’ya aşıktı aslında. ( Go Kyung Pyo ) Ama sınıf başkanı, akıllı uslu, çalışkan Sun Woo Duk Sun’un ablasına aşıktı ve nuna nuna diye yanıp yakılıyordu. Bu arada Sun Woo da fakir bir ailedendi, babası ölmüştü, annesi ve kızkardeşiyle birlikte yaşıyorlardı.

Çocuklardan sonuncusu dans düşkünü, aklı bir karış havada  Dong Ryong ( Lee Dong Hwi ) lise müdürü babası ve bir sigorta şirketinde şef olan annesinin çalışmaları nedeniyle sevgi eksikliği çekiyor, dahası okulda her daim ensesinde olan babası yüzünden de eve bile gitmek istemiyordu. Mahallenin danışmanıydı kendileri 🙂

 

 

İşte büyükler ve gençler toplu halde :

 

 

 

 

Annelerin mahalledeki yardımlaşması, sohbeti, arkadaşlığı takdir edilesiydi, özenmedim değil :

 

 

Gençlerin Taek’in boş zamanı olduğunda toplanmaları, birlikte yemek yemeleri pek şekerdi :

Gençlerin geri dönüşlerle çocuklukları da verildi. Hepsi yine Taek’i koruyup kolluyorlardı. İzlediğimiz dizilerden üniversiteye giriş sınavının orada da buradaki kadar zor olduğunu biliyoruz. Jongro öğrenci olayları da bir çok dizi ve filmde söz konusu edildi. Bol bol savcılı hakimli dizi izlediğimizden baro sınavının zorluğu da malumumuz. Bu dizide de hepsi ziyadesiyle vardı. Yalnız ben şu çok çalışınca burun kanama olayını bir türlü anlamıyorum. Bu sadece Korelilerde mi oluyor nedir ???  Ben oldukça inek bir öğrenciydim, gerçi hiç sabahladığım filan olmamıştır, genellikle dersi derste öğrenirdim, ama en çok çalıştığımda bile burum kanamamıştır. Etrafımda da hiç burnu kanayan arkadaşım olmadı. Neyse dizide son zamanlarda her diziye sokuşturdukları meme kanseri risk ve menapoz olayı da vardı. İşsizlik ve erken emekli edilme sorunu da. Artık bunlara alıştık. Yalnız 20 bölüm boyunca her bölümde en az üç dört kez sofralar kurup kaldırıldı, ne feci şey ya. Bir de iştahlı iştahlı yemiyorlar mı, insan deli oluyor. Üst üste pilav yapıp durduğumu gören eşim dün artık “Yakında gözlerimiz çekilecek yeter artık !” dedi. Bir de geçenlerde pilavımın üstüne et koydu gülerek. Allahtan olayı sabah kahvaltısında pilav noktasına getirmedik, ama diziyi izlemek isteyen, öte yandan diyette filan olanları uyarıyorum yani. O anneler dakkada bir çocuklarını yemeye çağırıyorlar sofraları donatıp donatıp.

Şimdi biraz dizinin en tartışılan olayı damat konusuna gelelim. Görebildiğim kadarıyla Duk Sun Dong Ryong hariç diğer üç çocuğa da OK’di. Yani ilki ablasına aşık olmayaydı onunla, konser kapısına Park Bo Gum yerine Ryu Jun Yeol gelseydi de onunla olacaktı. Öyle de kaz kafalıydı yani. Hiç öyle ahım şahım aşık olduğunu hissetmedik. Sadece birileri beni sevsin, benimle çıksın ihtiyacı içindeydi.

Çocuklara gelince aslında ikisi de kendi karakterleri çerçevesinde kıza aşıktılar. Ama benim görebildiğim kadarıyla Park Bo Gum yani Taek çok daha eskiden beri ve çok daha içtenlikle seviyordu. Bunu sonra Jung Hwan’da ifade etti. Konu kırmızı ışıklara filan takılmak değildi, o benden çok istedi diye. Gerçekten de o zayıf herkesin yardım ettiği Taek gerektiğinde kızı kucağına alıp koşturmasını bildi. O kadar saftı ki Jung Hwan bile ona kızamadığından serserinin  biri olmasını diledi ki kızıp rekabet edebilsin. Jung Hwan da Taek’de birbirlerine olan sevgilerinden bir adım geri durdular bir süre. Ama Taek hislerini açık etmeden de Jung Hwan’ın çok fırsatı oldu. Habire kıza söylenip, eziklenmekten başka bir şey yapmadı. Duygularını açıkça söyleyemedi. “Hanbok çok yakışmış .” deseydi ölür müydü* Kız pembe gömlek aldığında ve abisi beğenmeden çok önce gömleği giyip gitseydi doğum gününe, “Teşekkür ederim, çok düşüncelisin, çok beğendim. ” deseydi. Hadi onu yapamadı, abisine gömlek hediye edilip de kız yanlış anladığında “Abim de kendisine almış, benimki içerde” diyemez miydi ? O konser kapısına geç  gitti diyelim, Taek ile Duk Sun çıkmaya başlamış bile olsalar, şansını deneyemez miydi? Salak gibi yüzük eşliğinde yaptığı konuşmayı “Şaka şaka” diye geçiştirmeyeydi, belki yine şansı dönerdi. Sonuçta kız evli barklı çoluk çocuklu değildi ki . Taek hep dürüst oldu sevgisinde, herkesin yanında söylemeye utanmadı, arkasında durdu aşkının. Tamam belki ayakkabılarını bağlamayı beceremiyordu ama sevgisini yansıtabiliyordu. Taek tam bir kuzuydu ya. Durup durup gülümsemesi saf saf  🙂  Duk Sun kadar kaz kafalı kıza açık açık seni seviyorum demedikten sonra bir şey de anlayacağı yoktu. Ayrıca Jung Hwan olayı da çok çabuk kabullendi ve geri çekildi. O zaman ne diye izleyicinin yarısı, damat Jung Hwan olmalıydı diye tutturdu bilemiyorum. Aslına bakılırsa bence Dun Sun’a en yakışan damat adayı Dong Ryong’tu. Diğer ikisi çok daha iyilerini hak ediyorlardı. Sun Woo’ya da yazık oldu, o huysuz nunaya kaldı zavallım. Bu arada okul arkadaşı olarak Sseureki’nin ve Go Ara’nın misafir oyuncu olarak katılmaları pek hoştu.

Mahallenin hatunlarının permalı saçları beni benden aldı, ne sinir bir modaymış. Ahizeli telefonlardaki dantel olayı, Il Hwa’nın giydiği şalvar tipli pantolonlar, bel üstü, dar kotlar, olimpiyat çalışmaları, kasetler, eski TV’ler diziler her şey izlenesiydi. 90’lardan sonra internet, bağlanma sesi, internete bağlıyken telefonu kullanamama filan şimdilerde hep şaka gibi geliyor. Şimdilerde mahalle arkadaşlıkları, komşuluk da büyük şehirlerde bitti. Çoğumuz işten güçten komşularımızı tanımıyoruz. Komşu komşunun külüne muhtaç sözündeki külün ne olduğunu bile bilmez sorsan çocuklar, ya da gençler.

Bu dizide ailenin bir yarısının olmamasının eşleri ve çocukları nasıl etkilediğini de yakından izledik. Annesi olmayan Taek’in ve babası olmayan Sun Woo’nun anneleri ve babalarının o çırpınışları, çocukların kırık dökük bir yanları olması çok acıklıydı. neyse sonunda iki yalnız evlendiler de çocuklar da anne ve baba sahibi olmuş oldular. Eşleri olan diğer üç ailenin de ilişkileri çok komikti. Özellikle Ra Miran ve kocasının iletişimi, iletişememesi, kavgaları çok komikti. Ra Mi Ran’ın evden ayrıldığı bir dönemde evin erkeklerinin hemen soyunup donla ayılığa soyunmaları unutulur sahne değildi.

Bir son not olgun damat sigara içiyordu. Çocukların içlerinde tek sigara içen Taek’ti bildiğim kadarıyla, sırf oradan bile damadın Taek olduğu anlaşılabilirdi. Bir de adamın ağır ve saftirik halleri ben Taek’im diye bar bar bağırıyordu zaten.

Bu dizide büyüklük halleriyle Duk Sun ve ablası bir de Taek’i gördük. Sun Woo ile telefonda konuşuldu. Jung Hwan’ın abisi ve Duk Sun’un arkadaşının evli olduğunu öğrenebildik. Mahalle dağılmıştı. Jung Hwan’a ne oldu, evlendi mi nedir söylemediler. Halbuki ilk iki seride hiç olmazsa ikinci çocuklara birer eş bulmuşlardı da gözümüz arkada kalmamıştı. Sonra düşündüm. Jung Hwan’ın uçağını filan düşürüp çocuğu şehit mehit de yapabilirlerdi. Neyse Allahtan o kadar acımasız olmamışlar. İlk iki serinin aksine Taek ile Duk Sun’un çocukları da yoktu sanırım. Yani gençlerin akibeti belirsiz kaldı, mahalledeki eski hallerini toplanıp film izleyip ramen yedikleri günleri görünce resmen gözlerim doldu. Dedikleri gibi gençlik bir ışık gibi gelip geçiyor. Sonra tadı damağınızda kalarak özlemle anıyorsunuz o günleri. Demem o ki gençler gençliğinizin kıymetini bilin, vakit varken. Farkındalık önemli şey 🙂

 

 

Dizi müzikleri için 🙂

Son Bir Ek. Jung Hwan için üzülenler, Ryu Jun Yeol’ün Hyeri ile çıktığı ortaya çıkınca çok sevindiler, kızı gerçek hayatta hiç olmazsa Jung Hwan kaptı diye 🙂

You may also like...

21 Responses

  1. Nabori says:

    Ya çok guzel dızıydı damat kimmiş onu seçmiş falsn yaş aldık be ajummacım bende bır ajumma olarak gençligim gordum dızıde , ozledım uzuldum sonra ikierkek var bende kadının menopoz olayında bendemi boyle olucam kızlar annelerını nasıl rahatlattı bende erkekler dıye duşundum oyle işte yıne okuyunca hatırladım aynı sahneleri çok guzeldi. Yanlız soylemeden gecemem bu basrol kız çok çırkın be ?

    • Deli Ajumma says:

      ahahah zaten Kore’de güzel kadın oyuncu pek az. Biz de yakışıklılar için izliyoruz dizileri 🙂 Ama serinin bu üçüncüsü aile ilişkileri bakımından çok iyiydi, diğer ikisinden çok daha derin. Bu arada Jung Hwan da bir erkek çocuk olarak fena değildi. Ama kız evlat farklı tabii 🙂 Allah gelinlerinden güldürsün 🙂

  2. Dilek says:

    Jung Hwan da sigara içiyordu. Hatta ilk onu gösterdiler sigara içerken. Sonra Taek’i gösterdiler.

  3. Gülay Cesur says:

    Hala en sevdiğim dizi, bu tatta başka dizi bulamadım. Bulursanız paylaşır mısınız?Yaştan sebep midir geçmişe dönük olması, muhteşem ajumma ları, sıcak aile ilişkileri, saftorik aşklar, ne güzeldi ayol.Sonu bile hiç o kadar bozmadı o yüzden benim havamı. Hatta 88 in hatırına 94 e başlayıp bitirmiş, 97 yi yarılamış insanım, o kadar sevmişim. 97, de uzun muymuş ne. Bazı bölümler gereksiz mi uzamış, ben güncel iki diziye tutuldum başka dizi çabuk bitmezse pek sarmıyo diye mi ne çözemedim, elimde paçavra ola ola bitmeye çalışıyo işte garibim.

    • Deli Ajumma says:

      Dönem dizisi olarak ben de çok fazla izlemedim.Ama siz ilişkiler deyince ilk aklıma gelen Prison Playbook oldu. My Mister’de insan ilişkilerini çok iyi aktaran bir dizidir.

  4. Gülay Cesur says:

    94 diyeceğime 97,97 diyeceğime 94 demişim ben önceki yorumumda. Bu da not olsun, bir daha, daha sabah olmadan, gözümü açar açmaz ben bi yere bişey yazmıyım??

    • Deli Ajumma says:

      Ben de tam 97 uzun değil ki diye düşünmeye başlamıştım. En uzun süre 88’indi, ama o kadar güzel işlenmişti ki, hiç sıkılmadan izlemiştim.

  5. Gülay Cesur says:

    My mister ile prison playbook da sizin bloğunuzda görüp de izlediklerimden. Alışkanlık oldu, bi diziyi gözüme kestirdikten sonra, bloğunuza göz atmak. Eski yazılarınızda vardır mutlaka beğenilecek bir şeyler, ona inanıyorum ama hepsini aramak okumak zor oluyo. Beğendiğiniz dizilere ulaşabileceğimiz bi kısayol olsaydı keşke.

    • Deli Ajumma says:

      Çoğu diziyi farklı yönlerinden dolayı beğeniyorum. Ama kusurlarını da görmezden gelemiyorum. Bazısını oyuncusundan ötürü izliyorum senaryo kötü de olsa, bazısının ise konusu ilginç geliyor, ama başrol uyumunu sevmeyebiliyorum. O yüzden de şu diz dört dörtlük diyemiyorum çoğu için. Örneğin ben uzun yıllar beyaz yakalı çalışan olduğum için, masa başında zihinsel yani Misaeng dizisini çok sevmiştim, ama izleyenlerin çoğu ilk bölümlerde sıkılıp bıraktı 🙂

  6. Gülay Cesur says:

    Misaeng i de siz önerdiğiniz için izlemiştim, beyaz yakalı değilim, güzel sanatlar fakültesi mezunuyum, freelance tasarımcıyım ama ben de çok beğendim, bence kriter bu değil, çok samimi ve başarılı bir yapımı oyunculuklar iyiydi,sizde varsa da bulamadım ama live dizisini de mesela ben çok beğenmiştim. Yani sizin beğendiklerinizi beğenmem, kaliteli yapımlara olumlu yorum yapışınızdan. Yani siz böyle hep paylaşımlar yapmaya devam edin, bize çok faydalı oluyo. Yani tekrar teşekkür ederim ?

  7. Ayle says:

    Merhabalar yazınızı baştan sona çok beğenerek okudum. Yaşımın yavaş yavaş ilerlemesinden midir bilmiyorum ama artık dizilerden zevk alamıyorum. Böyle güzel dizileri özler oldum.

  8. Ahmet says:

    Of, of. Aşırı kıskandım gerçekten. Böyle bir hayat yaşamak isterdim fakat yanlış vakitte doğmuşum. Şimdi ne düzgün bir arkadaşlık bağı var ne de ilişki. 19 yaşımda olmama rağmen dizi çok sardı. Keşke o zamanlar o yaşlarda, bu şekilde bağlara sahip şekilde büyüseydik.

  9. Sedef says:

    Merhaba, duyup da finali begenmeyen fanların yuzunden izlemediğim pişman olacagımı dusundugum dızıydı. Sizin yazınızı okuduktan sonra geç izlediğimden pişmanım maalesef şimdi. Bir kere insan ilişkileri açısndan çok incelıkle yazılmış bir senaryo var karşımızda, öyle basit bir aşk, komşuluk ilişkileri değil. Mahallenin deli kızının kendine hangisini koca olarak seçecegini anlatan bir diziye dönüstürülmesi hele bunun finale indirgenmesi beni çok üzdü. Olgunlaşan karakterlerin, giderek cesurlaşan kişiliklerin arasında çok iyi bir olay örgüsü tasarlanmış. Sırf izleyenlerin beğenmesi kaygısı taşımaması bile çok takidre değer. Gerçek hayat gibi işte, bazen istediğimiz oluyor , bazen olmuyor. Yanlış insan seçiyoruz, geç kalıyoruz, tereddütlerimizden kaybediyoruz vs. Narin beceriksiz go oyuncusunun gerektiğinde ne kadar cesur olabildiğini de gördük, birbiriyle iletişim kurmakta güçlük çeken baba kızın karakterlerini değiştirmeden sevgilerini anlatma yolunu bulmalarını da.. Her ne kadar önemli olsa da, üniveritesiz de yaşam kurulabileceğini de gördük, zeki görünmeyen gençlerin nasıl kendileri ve yakınları için çözüm odaklı düşünebildiklerini de..Aşkın bazen bir ihtiyaç anında çıkabildiğini ya da tarafların eksikmiş gibi görünen yanlarını birbiriyle tamamlayarak aşkı bulduklarını da.. Evlatlarını oldugu gibi kabul ederek olgunlaşan anne babaları, ailesini sonradan farkederek olgunlaşan gençleri de. Güney Kore nin yakın tarihi ve politik geçmişine dokunulması da keza. Kore dramalarında çok rastlanan klişe şeyler elbet vardı, burun kanamaları, şemsiyeler, yara pansumanı, hastalıklar, devamlılık hataları vs . ama çok gözüme batmadı. Final bence olması gereken gibiydi, olması gereken kişiyi seçti deli kız, olması gereken detaylara yer verildi sonda, diğerleri eklense zaten zaman kaybıydı. Rahatsız oldugum tek oyuncu Hyeri idi ama belki de böyle abarttı bir oyunculuk istedi yaratıcılar, o yuzden pek emin olamadım. Çocuk oyunculara kadar herkes çok başarılıydı yahu.
    Sonuçta iyi bir go oyuncusu nasıl şirket kurtarabilirse mahallenin kızını da kapabilirmiş, gördük. Misaeng e selam olsun.
    Bu arada sizi ilgiyle takip ediyorum. Arayı uzatmayın ne olur.
    Sevgiler.

    • Deli Ajumma says:

      Çok teşekkürler, Reply senaristi benim en sevdiğim senaristlerden. Dediğiniz gibi senaryoyu dantel gibi ince ince işliyor, sosyal tarih resmen. Benim gibi tarihçilere ve hayatın içinden gelen her şeye kucak açanlara bir festival. İyi seyirler size de .

  10. Ayse says:

    Merhabalar, öncelikle yazınızı çok beğendim. Detayları ve satır altlarını çok iyi gözlemleyerek diziyi özetlemişsiniz. Teşekkür ederim.
    Uzun zamandır izleme listemde bekleyen ancak bir türlü önceliklendiremediğim bir diziydi. Sonunda izlemeye başladım ve yaklaşık 1 hafta uykusuz gecelerle tamamlayabildim. Yaşım itibariyle ilk gençlik dönemlerimizi, mahalle yaşantısını, komşulukları ve arkadaşlıklarımızın derinliğini buruk bir mutluluk ve hüzün duygusuyla bana hatırlattı. Bizden çok uzakta olan ve etkileşimimizin olmadığı bir ülkeyle bu kadar yakın yaşam tarzımızın , davranışların ve kültürün olması da beni bir o kadar şok etti. Yemek hazır olduğunda kapıdan seslenen rahmetli anneannemin sesini de gözlerimde toplanan yaşlarla duyar gibi oldum. Diziyi çok güzel özetlemişsiniz. Oyunculuklar bence de çok iyiydi. Bugüne. Kadar Genelde uzak Doğu dizilerinde klişe ve abartılı sahneler fazla olduğu için pek ilgimi çekmiyordu. Ancak burada her şey tam kararındaydı. Özellikle Duk Sun ve Sun Woo’nun aileleri çok fakirdi ama bu fakirlik melodram kaçmadan çok güzel anlatılmıştı. Erken ölen Taek’in annesinin kaybıyla, Taek ve babasının ve babasının kaybalmuşlukları bence bu dizide en güzel vurgulanan temalardan biriydi. Herkesi yemek için annesi çağırırken ,Taek’in babasının odaya gelip yemek hazır demesi çok derindi. Taek’in sosyal becerilerinin düşük olması ya da en basit işleri yapamaması bana hiç garip gelmedi. Tanıdığım yüksek IQ seviyesine sahip olan kişilerin de böyle davranış modellerine sahip olduklarını gayet iyi biliyorum.
    İlişkiler konusunda ben de sizin yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Taek baştan beri Duk Sun’u içtenlikle sevdi. Bence Duk Sun da Taek’i bir şekilde, diğerlerinden farklı olarak baştan beri sevdi. Dikkat ederseniz diğerleri gülüp oynarken, O hep ayrılırken uyku ilacı alıp almadığını, yemeğini yiyip yemediğini ya da iyi uyuyup uyumadığını soruyordu. Hemen hemen her yemekte Taek bir şeyleri kesmeye ya da çubukları tutmaya çalışırken , Duk Sun aceleyle O’nun tabağına birşeyler bırakıyor ya da etini parçalara ayırıyordu.
    Bu arada ben çiftin çocukları olduğunu düşünüyorum. Çünkü son bölümdeki röportaj sırasında argo kelime kullandıklarında ikisi de birbirlerine bunu nereden öğrendin dediğinde çocuklar böyle söylüyor dediler.
    Sonuç olarak zevkle ama aynı zamanda burnumun direği sızlayarak geçmiş büyük bir Özlem duyarak izlediğim bir dizi oldu. Aynı zamanda bu kadar geç izlediğim için biraz da kendime kızdım.

    • Deli Ajumma says:

      Neyse geç olsun da güç olmasın. Reply serisi favori dizilerimin arasında, ama yazıda da anlattığım gibi serinin üçüncüsü diğerlerinden çok daha önde bence. Taek’in annesizliği bu dizide beni daha çok vurmuştu, çünkü Park Bo Gum da annesini çok erken kaybetmiş ve her söyleşisinde gözleri dolar, ya da ağlar. Bu yazarın dizilerini seviyorum. Eğer izlemediyseniz Hospital Playlist de aynı yazarın ve yakında ikinci sezonu yayınlanacak. Yine aynı yönetmenin Prison Playbook’u var ki, o da kendi tarzında bir baş yapıt bence. Teşekkür ediyor ve iyi seyirler diyorum.

  11. biççinyeon says:

    bayıldığım bir dizi öneri ararken buraya geldim yine ve maalesef ryu jun yeol hyeriyi aldattı

  1. December 24, 2021

    […] Hye Young ise Reply 1988‘in huysuz ablası. Burada aslına bakarsak iki rolde oynuyor. İkiz kardeşleri. Fakat ikizini […]

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

%d bloggers like this: